Türkiye İktisat Kongresi(1923)

3–4 dakika

Kurtuluş Harbi’nin askeri kanadı bitmişti. Artık Lozan Barış görüşmeleri ile Türk tarihinde yeni bir sayfa açılıyordu. 7 Ağustos 1919 günü Mustafa Kemal Paşa, Mazhar Müfid Kansu’ya yeni rejimin Cumhuriyet olacağını zaten söylemişti. Yeni rejim demek belirlenmesi gereken yeni bir ekonomik plan demekti. Bu amaçla Şubat 1923’de Türkiye İktisat Kongresi toplandı.

Lozan Görüşmeleri sonlanmadan bu kongrenin toplanması Türkiye’nin iktisadi bağımsızlık yönünde kararlılığını Düvel-i Muazzam’a ilan ediyordu. Mustafa Kemal Paşa, bu kongrede yeni rejimle oluşan siyasi örgütün daha önceki siyasi partiler gibi basit bir yapıda olmayacağını (CHP’yi kastediyor) barış sonrası kurulacak partinin milletin azim ve imanının dayanışması ile başarıya ulaşabileceğini söylüyordu.

Kongrenin en önemli özelliklerinden biri bünyesinde solidarizm anlayışının egemen olmasıydı. Bu şekilde solidarizm Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerinde kesin ve sağlam bir şekilde yerini almıştır. Artık solidarizm 1946’daki çok partili hayata kadar Türkiye’ye egemen olmuştur.

Kongrenin bir başka önemli boyutu, ilk defa böylesine tarihi bir toplantıya kadınların katılmasıydı. Bunu hak ediyorlardı. Çünkü Kurtuluş Harbi’nde Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti ile hem İstanbul Hükümeti’ne hem de İtilaf Devletleri’ne vatan uğruna direnmişlerdi. Ayrıca müsavat-ı tamme(kadın erkek eşitliği) yolunda büyük atılımlar gerçekleştirmişlerdi.

Daha önce İzmir’de 1917 başlarında Ticaret ve Ziraat nazırlarının başkanlığında 24 üyeden oluşan İktisadiyyat Meclisi ülke ekonomisine yön verecek temel kararlar almışlardı. Üyeleri Ticaret ve Ziraat nazırlıkları tarafından atanan üyeler, Meclis-i Ayan üyeleri ve Meclis-i Mebusan üyeleri idi. 6 sene sonra, Türkiye İktisat Kongresi’nde ise bu kez halk daha fazla yer edinmiş ve sayısız meslek grubu kongrede baş gösterebilmişti.

Türkiye İktisat Kongresi’nin ekonomik bir özelliğinin yanında siyasi bir özelliği de vardı. Milli Mücadele döneminde SSCB ile yakın ilişkilere girilmiş ve bu vaziyet de hem TBMM’deki liberallerde hem de Batı dünyasında Türkiye’nin Komünist bir rejim belirleyeceği kaygısına yol açmıştı. Zira TBMM’de Bolşevik yanlıları bulunmaktaydı, aynı zamanda tıpkı Rusya’daki gibi yayınlarda “bakan” kelimesi yerine “komiser” kelimesi tercih ediliyordu.

Türkiye İktisat Kongresi ise tüm bu endişeleri ve beklentileri boşa çıkarmıştı. Sosyalizm ve liberalizm anlayışlarının ortasında yer almakta olan solidarizm ile onun kardeş görüşü kolektivizm zafer kazanmıştı. Kongrede artık devletçilik açıkça boy göstermişti. Bu durum 19.yy’da güçlenmeye başlayan liberalizm çağının Cihan Harbi ile tarihe karıştığının işaretiydi.

Türkiye İktisat Kongresi, 9 sene süren 2.Meşrutiyet döneminin bir meyvesidir. Bu dönemde iktisatçıları en çok etkileyen düşünce 3. Cumhuriyet Fransası idi. Friedrich List ile beraber yeni bir milli iktisat anlayışı belirmişti. Mustafa Kemal Paşa’nın da işte bu dönemin etkileri ile iktisadi anlayışın kaynağını Fransız solidarist iktisatçılar oluşturmuştu. Yazdıkları kitapların Fransızcası ve Türkçesi, Mustafa Kemal Atatürk’ün Çankaya Kitaplığı’nda bulunuyordu. Özellikle Cahrles Gide ve Charles Rist hem kitaplıkte hem de Türkiye’de yaygındı.

Kısacası, Türkiye İktisat Kongresi yeni kurulan bir devletin ekonomik planını belli etmenin yanında Mustafa Kemal Atatürk’ün de siyasi görüşlerini yansıtmaktadır. Onun siyasi görüşü olan solidarizm, liberalizm ile sosyalizm arasında bir üçüncü alternatif yol olan fırsat penceresidir. Muhtemelen liberal kesim ile sosyalist kesimin bazı bireylerinin Mustafa Kemal Atatürk’ten nefret etmesinin başlıca sebebi budur. Fakat bu nefretin altında dönemin şartlarını kavrayamamak yatıyordu. Devletçilik gerekiyordu çünkü yatırım yapacak belli bir Türk sınıfı yoktu zira Türkler ticaret ile uğraşmıyordu. Ticari işler Türk olmayanlar üstünden dönüyordu. Bu nedenle devlet desteğiyle kooperatifler kurulması sağlandı. Halkçılık da gerekiyordu. Çünkü Kurtuluş Harbi’nde zafere ulaşmak için ve sonrasında küllerden doğmuş olan Cumhuriyet’i sağlam bir şekilde ayakta tutabilmek için milletin tek vücut olması lazımdı ve bunu sadece “sınıfsız toplum” fikrindeki solidarizm yani Halkçılık başarabilirdi. Bu fikirler şu anda eskisi gibi işleyemez lakin bu sabit fikirli kalarak ve kendi fikrimizi mükemmel olduğu hissine kapılarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e düşman olmayı da gerektirmezler.

Bir tarih araştırmacısı olarak Kemalist bir çizgide olmasam da Mustafa Kemal Atatürk’ü sevgiyle, özlemle ve minnetle anıyorum ve ayrıca bize miras bıraktığı Türkiye Cumhuriyeti’ni muasır medeniyetler seviyesine çıkarmak için elimden gelen her şeyi yapacağım konusunda önce kendisine ardından da Türk milletine söz veriyorum. Ne mutlu Türk’üm diyene.

________________________________________________________________

Kaynakça

Kurucu Felsefenin Evrimi(Zafer Toprak)

Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Devrimi(Afet İnan)

________________________________________________________________

Yorum bırakın